Loading...

80’lerden bugüne, parkta atılan feminist adımlar, mücadele ve dayanışma: Yoğurtçu Parkı’nın gözünden Feminist Tarih


80’lerde askeri darbenin etkisinin hala sürdüğü ’87 yılındayız. Toplumun baskıcı genel yapısına karşı kadınlar artık toplumsal rollerini sorgulamaya başlamış, kendilerini çepe çevre saran yasaklardan bağlarını koparmak için mücadele vermeye başlamışlardır. 80’lerde yazılan romanlarda, özellikle Latife Tekin, Duygu Asena gibi ünlü yazarların hikayelerindeki kadın karakterlere göz attığımızda da kadınların devrimsel güçle sokakta olduğunu, cinselliğin mahrem alanının dışında kamusal alana çıkıp tartışıldığını, üstlerine yapıştırılan kimlikten kopma arzusunu taşıdıklarını görmekteyiz.

Bir yanda darbe işkencelerini derin yaralarla benliklerinde yaşayan “Eylül’ün Kadın Yüzleri”[i]… Ama bir yanda da örülen kadın dayanışması sayesinde feminist taleplerin kamusal alanda haykırılmaya başlamasıyla Türkiye’de darbenin izlerine merhem olan, askeri darbeden sonraki en büyük kitlesel hareket görmüş olduğunuz Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleşmiştir.

’87 yılında Çankırı’da kendisine şiddet uyguladığı gerekçesiyle kocasına boşanma davası açan kadının davasını düşüren bir hakim Mustafa Durmuş, “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.” demiş ve kadına karşı dayağı ve şiddeti açıkça savunan bir karara imza atmıştır. Duruma karşı Eskişehir’den 8 avukat kararı protesto ettiklerini duyururken İstanbul’da kadın hareketindeki aktivistlerin müdahalesiyle eylem sokaklara taşınmıştır.

Dayağa karşı yapılan kadın yürüyüşü, 80 darbesi ve askeri rejimin ardından gerçekleşen ilk kitlesel sokak eylemi, kadın hareketinin ilk kamusal eylemi, kadınların evde yaşadıkları şiddetin bu topraklarda toplu olarak dillendirildiği ilk eylem olarak tarihe geçmiştir. Evlerini, ev işlerini bırakıp sokağa çıkan kadınlar ve sırtlarında çocuklarını taşıyan az sayıda erkeğin katıldığı bu eylemde dile getirilen sloganlarından bazıları şunlardır:

 

“Haklı Dayak Yoktur.”

“Dayağa Ceza”

“Kadınlar Dayağa Karşı Dayanışmaya”

“Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz.”

“Yeter söz kadınların!”

 

Eylemde kurulan kürsüde trans kadınlar da söz almış, böylece trans görünürlüğü de feminist bir alanda kendini göstermiştir. Var oluşlarını duyurmak, eşitsizliğe karşı durmak isteyen pek çok kadın bir ağızdan “Kadınlar Vardır!” demiş ve şu anda HDP milletvekili olan feminist avukat Filiz Kerestecioğlu’nun sözlerini yazdığı aynı isimli şarkıyı kendisiyle birlikte haykırmıştır.

Bu coşku, ilham verici, dayanışmanın ve çeşitliliğin güçlendirdiği direniş alanından bir diğer direniş alanına geçiyoruz şimdi. Bundan 16 yıl sonrasına, 2013 yılının Mayıs ayına demir alıyoruz. Size bu tarih ne ifade ediyor? Gezi direnişini mi yoksa? Türkiye’de kitlesel bir direniş hareketinin, bir tohumun yeşerip ağaca ermesi gibi başlayıp büyüdüğü yer olan Gezi Parkı, heteroseksüelliğin ve ikili cinsiyetin meşru kabul edildiği heteropatriyarkal dünyada var oluşları ve talepleriyle bir kimlik ve görünürlük mücadelesi veren LGBTİ hareketi için bilinirliği ve nefes almaları açısından çok büyük bir noktadır. Topçu Kışlası haline getirilmeden çok daha önce de Ermeni mezarlığı olarak toplumsal hafızada yer almıştır. Burada, ağaçların kesilip buranın yıkılarak otele dönüştürülme kararına, devletin ve iktidarın rant politikalarına karşı İstanbul’u aşarak yürütülmüş bir kitlesel mücadele baş göstermişken bir yandan bu direnişle birlikte insanların bir araya gererek tartışmalar yürüttüğü, politik etkinliklerin yapıldığı park forumları önem kazanmıştır. Bunlardan bir tanesi de kadın dayanışmasıyla feminist politika üretmek üzere gerçekleştirilen Yoğurtçu Kadın Forumu olmuştur. 16 yıl sonra yeniden farklı nesillerden feministler ve kadınlar, ilk kitlesel eylemdeki coşkunun izinin silinmediği, 80’lerdeki feminist tarihin yazıldığı alana, Yoğurtçu Parkı’na geri dönmüşler, burada neredeyse her hafta kesintisiz sürdürülen kadın forumu organize etmişlerdir.

Militarizmden, kadına yönelik tacize, savaştan, cinselliğe ve kadın emeğine kadar pek çok gündemi tartışmaya açan Yoğurtçu Kadın Forumu, yazın Yoğurtçu Parkı’nda, kışın dernek binalarında ezber bozan buluşmalar yapmaya devam ediyor. Örneğin, 2014 yılındaki anneler gününde, anneliği, kadınların üzerine yüklenen ev içi emeği ve çocuk bakımını tartışmaya açtığı bir etkinlik organize etmişti. Ayrıca kadınların kamusal alanda daha çok var olması, erkeklerin egemenlik alanlarıymış gibi gösterilmeye çalışılan spor dallarında aktif olması için kadınlarla dayanışma gösteriyor, forum gönüllülerinin azmi ve iradesiyle kadınlar bir araya geliyor, basketbol ve voleybol oynuyorlar. Toplumun spor dallarını ve objelerini cinsiyetlendirmesine karşı “İnadına İsyan” diyen kadınlar, cinsiyetlendirilmiş bir obje olan bisikleti[ii] kullanmayı feminist bir eyleme çeviren Feminist Bisiklet Eylem Grubu aktivistleriyle birlikte kadınlara[iii] bisiklet kullanmayı öğrettikleri bir eylem de organize etmişlerdir.

Yoğurtçu Parkı’ndaki feminist adımlar, feminist kadın hareketinin 80’lerdeki doğuşuna imza atmakla kalmamış, ana akım tarihin yazmadığı, feministlerin de bu sebeple çok geç öğrendiği Osmanlı Kadın Hareketi’nin tarihinin de görünür kılınmasını sağlayarak feminist harekete içkin başka bir hafıza yaratmış, aynı zamanda 90’larda Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kuruluşuna ve sokaklarda erkek tacizine yönelik farkındalık yaratmak ve buna karşı ses çıkarmak için kadınların mor iğne dağıtımıyla hayata geçen Mor iğne kampanyası gibi feminist eylemlere de zemin hazırlamıştır. Gezi direnişinde de görünür olan kadın ve feminist mücadelenin parklara taşınmasına vesile olmuştur.

 

Kadınlar Vardır

 

Susmamız, oturmamız,

Hep boyun eğmemiz,

Hayatı seyretmemiz,

İstendi bugüne dek.

 

Kadınlar vardır, kadınlar vardır.

Kadınlar her yerde!

 

Suskunduk ve bekledik,

Yaşandı, seyrettik,

Sonunda “Yeter!” dedik,

Bir daha susmayacağız.

 

Kadınlar vardır, kadınlar vardır.

Kadınlar her yerde!

[i] Eylül’ün Kadın Yüzleri, 12 Eylül’ü çokfarklı açılardan yaşamış 32 kadınla yapılan röportajlardan oluşan bir belgesel film. Yönetmenliğini A. Ayben Tunç’un yaptığı filmle ilgili daha fazla bilgi için bknz.

[ii] Bisikletin cinsiyetlendirilmiş bir obje olmasına dair bir yazı: http://recapsmagazine.com/rethink/why-are-bicycle-frames-still-gendered-objects-by-hanna-negami/

[iii] Türkiye’de çoğu kadının çocukken, ayıp olduğu için, beceremeyecekleri için, kılık kıyafetlerine uygun düşmeyeceği için, bekaretlerinin bozulacağı düşüncesiyle bisiklete binmesi engellenmiştir.