Loading...

Mihri Müşfik Hanım


Kadıköy’de bulunan Bakla Tarlası Apartmanı bize yıllar önce Kadıköy’de bulunan bakla tarlalarını hatırlatmak için mücadele ediyor gibi. Yedikule’nin marulu, Çengelköy’ün salatalığı, Bakırköy’ün çavuş üzümü ile bilindiği gibi burası da baklası ile bilinirmiş. Önünde durduğumuz Bakla Tarlası Apartmanı da ismini bu bakla tarlasından almış.

Buradaki bakla tarlasına komşu bir konak olduğunu hayal etmeye çalışın. Bu konak 19. Yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti’nin Tıbbiye Nazırı Dr. Rasim Paşa’ya aitmiş. Hatta konağın bulunduğu sokağın ismi bir zamanlar Dr. Rasim Paşa Sokağı imiş.

Rasim Paşa İstanbul’a Kafkasya’dan gelmiş ve bundan dolayı Çerkes Mehmet Rasim Paşa olarak da bilinirmiş. İlk Kadın Ressamlarımız kitabının yazarı Taha Toros Rasim Paşa’yı şöyle anlatır: “Kendisi Batılılaşma Devri İstanbul’unun seçkin tabakasında gözlenen ve dönemin romanlarına da konu olan alafranga çok yönlülüğüne sahiptir. Osmanlı’nın en başarılı hekimlerinden biri olarak tanınmasının yanı sıra, musikili gece alemlerine düşkünlüğü, iyi saz çalmasıyla da ünlenmiştir. “ (Toros 10)

Arka tarafta hayal etmenizi istediğim konakta 26 Şubat 1886 yılında doğmuş birisinden bahsedeceğim bugün sizlere: Mihri Hanım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuduğum yıllarda sadece ismini öğrendiğim ve birkaç resmi haricinde kendisine dair hiçbir şey bilmediğim kadın sanatçı. Bu çalışmayla birlikte hakkında daha fazla bilgi edindiğim Mihri Hanım Dr. Rasim Paşa’nın kendisi gibi Çerkes olan eşinden dünyaya gelen üç kız kardeşten birisidir. Edebiyat, müzik ve resimle aynı anda ilgilenir ancak resim ilgisi ağır basınca II. Abdülhamit’in saray ressamı Fausto Zonaro’nun Beşiktaş’taki atölyesinde resim dersleri almaya başlar. Böylece Osmanlı’nın ilk Müslüman kadın ressamı ünvanına sahip olur. Resimlerinde İzlenimci ve Dışavurumcu etkiler görülür. Portre, natürmort ve nü çalışmaları ile bilinmektedir.

Mihri Hanım 17 yaşındayken İtalyan kökenli bir müzik şefi ile sahte pasaport kullanarak Roma’ya kaçar. Bir süre sonra bu ilişkiyi sürdüremeyince dönemin sanat merkezi Paris’e geçer. Burada bir atölye tutar ve çalışmalarına devam eder. Paris’te Müşfik Selami Bey ile evlenir ve artık Mihri Müşfik Hanım olarak anılır.

Mihri Müşfik Hanım dönemin Maliye Nazırı Cavit Bey ile Paris’te bir davette tanışmasının ardından 1913 yılında İstanbul Darülmuallimat’a (Kız Öğretmen Okulu) resim öğretmeni olarak atanır. 1914 yılında kız öğrencilerin güzel sanatlar alanında yükseköğrenim görmeleri için İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin açılması için büyük gayret gösterir. Çünkü erkeklere eğitim veren Sanayi-i Nefise-i Mektebi’nin açılmasının üzerinden tam 31 yıl geçmiş olmasına rağmen kadınlar için böyle bir okul mevcut değildir. Mihri Hanım bu okulun açılması için dönemin Maarif Nazırı Ahmet Şükrü Bey’e şöyle bir mektup yazar:

 

“Muhterem Nazır [Bakan] Beyefendi,

Memlekete Meşrutiyet’le birlikte hürriyet, müsavat [eşitlik] uhuvvet [kardeşlik] geldi ama bütün bu nimetlerden sadece erkekler istifade ediyor, kadınlar hala olduğu yerde, bir adım bile ileri gitmiş değiller. Acaba bu imtiyaz nereden geliyor? (…) Bugün her yerde müsavat ve adaletten söz ediliyor. Fakat İnas Sanayi-i Nefise Mektebi [kadınlar için güzel sanatlar okulu] nerede? Hep yapılanlar erkekler için.”

Mihri Müşfik Hanım[i] (Aksel 104)

 

Nitekim okul açılır. Nazlı Ecevit, Fahrelnisa Zeid ve Aliye Berger (Beyoğlu toplumsal cinsiyet turu duraklarımızdan birisi) gibi sanatçılar Mihri Müşfik Hanım’ın öğrencileri olurlar.

1922 yılında Müşfik Selami Bey’den ayrılan Mihri Müşfik Hanım resimlerini bu tarihten sonra Mihri Rasim olarak imzalar ve aynı yılın sonunda Avrupa’ya, ardından da Amerika Birleşik Devletleri’ne gider. Yaşadığı dönemin şartları düşünüldüğünde öncü ve mücadeleci kadın kimliği ile öne çıkan Mihri Hanım bin bir güçlük ile karşılaştığı bir hayatın ardından 1954 yılında New York’ta hayatını kaybeder.

Kendisi gibi ressam olan yeğeni Hale Asaf’a yazdığı mektuptan alınan şu satırlar belki de Mihri Hanım’ın hayatına dair birçok şeyi özetliyordur:

 

Heyhat ve yine heyhat! İşte sanatın esrarı buradadır. Sanatkarın yolu, yürüdükçe uzar gider…

…Bizim ailenin yegane hususiyeti, inadındadır. Ben her şeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca, inadımla yaşadım. Bugün, buna, bin kere pişmanım[ii]

 

Mihri Hanım’ın o günlerde pişmanlık duyduğu bu inadı olmasaydı Türkiye’de kadınların sanat eğitimi için mücadele edecek birileri belki de çok daha geç sahneye çıkacaktı. Mihri Hanım’ın onulmaz inadı ve mücadelesi pek çok kadın sanatçının yolunu açmıştır diyebiliriz (Toros 16 – 17).

[i] Malik Aksel, İstanbul’un Ortası, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1977, s. 104.

[ii] T. Toros, a.g.k.,s.16- 17