Loading...

Dârülbedayi’nin “Unutulmuş Yıldızı” Kınar Hanım (1876-1950)


Kınar Hanım, 1876’da İstanbul’da doğar. Annesi, zamanın tiyatro gruplarından Bursalı Fasulyacıyan topluluğunda çalıştığı için küçük yaşta tiyatro ile tanışır. Yine küçük denebilecek bir yaşta, henüz 15 yaşındayken, annesinin desteği ile o sırada Tekirdağ’da sergilenen “Körün Oğlu” isimli oyunda Viktor rolünde sahneye çıkar. Sonraki birkaç sene Fasulyacıyan oyunlarında oynar. 18 yaşında topluluğun düzenli oyuncusu olur ve 6 yıl sürecek şimdiki Bulgaristan ve Romanya’yı kapsayan Balkan turnesine çıkar. Bu sırada kendisi gibi oyuncu olan Arşag Sıvacıyan ile evlenir. Ancak genç yaşta önce eşini, sonra da oğulları Yetvart’ı kaybeder. Kınar Hanım için oyunculuk da, evlilik ve annelik de, acı kayıplar da erken gelir.

Hayatındaki en önemli devamlılık ise tiyatrodur. 1901’de Istanbul’a döner ve Mınakyan Kumpanyası’na katılır Kınar Hanım. Kumpanyanın baş oyuncusudur. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra (ki Muhsin Ertuğrul bu döneme “Sahneye Hücum” dönemi der) çoğalan tiyatro topluluklarının aranan bir ismi olur. 1912’de Mınakyan oyucularından Aghavni Zabel Binemeciyan ile Yeni Osmanlı Tiyatrosu’nu kurar. İki Ermeni kadının Balkan savaşlarından Birinci Dünya Savaşı’na uzanan yıllarda Kadıköy’de bir tiyatro işlettiklerini hayal edin. Kim bilir neler yaşanmıştır o tiyatronun sahnesinde, kulisinde, fuayesinde, koltuklarında… Ne yazık ki, Yeni Osmanlı Tiyatrosu uzun ömürlü olmaz, 1915’te Binemeciyan’ın ölümünden sonra kapanır.

Muhsin Ertuğrul, hatıralarında Kınar Hanım’ı anlatırken, onun disiplinli mizacından övgüyle bahseder. Öyle ki Kınar Hanım’ın, oynadığı oyunlarda, ilk provaya, tüm rolünü ezberlemiş olarak geldiği, hatta söyleyeceklerini unutan diğer oyunculara sufle verdiği söylenir. Muhsin Ertuğrul, Ferah Tiyatrosunda birlikte çalıştıkları ve Cuma günleri (matine, öğrenci matinesi ve suare) üç temsil sahneledikleri dönemi anlatırken, “Türk tiyatrosunun o dönemdeki en yetkin kadın sanatçısı” der Kınar Hanım için (Ertuğrul 342). Maddi imkansızlıklar içinde beraber çalıştığı topluluğun üyeleri de, “Arkasında uzun bir sanat geçmişi olan Kınar Hanım, inançla bu topluluğu seçtiğine göre elbette ki bir çıkmaz sokakta değiliz” (Ertuğrul 342) diyerek güven tazelerler.

Kınar Hanım, bugünkü Şehir Tiyatrolarının öncülü olan ve “Güzellikler Evi” anlamına gelen Dârülbedayi kurulunca oraya geçer. Dârülbedayi, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk konservatuarıdır. Şehzadebaşı’ndaki Letâfet Apartmanında kurulan okul, oyuncu yetiştirmeyi hedefler. Daha sonra oyuncuların halka açık temsiller de vermesine karar verilir. Savaş sebebiyle zor günler geçiren ülkede, oyuncular, seyirci karşısına ilk defa 1916’da, “Çürük Temel” isimli oyunla çıkarlar. Kınar Hanım, Muhsin Ertuğrul ve Eliza Binemeciyan gibi dönemin diğer ünlü isimleri ile birlikte Dârülbedayi’nin bu ilk oyununda sahneye çıkar.

Kariyeri boyunca “Dalida,” “Kantocu Kız,” “Ekmekçi Kadın,” “Fanfan,” “Gülnihal” gibi pek çok oyunda rol alan Kınar Hanım, 1930’larda, henüz ellili yaşlarındayken, sahnelerden çekilir. Onun bu kararı, bazı kaynaklarda, Türkçeyi şivesiz konuşan Müslüman kadın oyuncuların yetişmesine bağlanır ve kendi aldığı bir kararmış gibi aktarılır. Oysa, Dârülbedayi’deki öğrencisi Vasfi Rıza Zobu’nun anılarından anlıyoruz ki, Kınar Hanım, Şehir Tiyatrolarına küskün ayrılmış, Zobu’nun kendisini tiyatroya davet etmesine hep olumsuz yanıt vermiştir (Zobu, 1990).

Osmanlı tiyatrosunda derin izler bırakmış, disipliniyle çalıştığı kişilerin saygısını kazanmış Kınar Hanım, 1950’de Kadıköy’deki evinde vefat eder. Ünlü ve usta tiyatro oyuncusu zaman içinde toplumsal hafızamızdan silinse de, onu unutmayanlar da vardır. Şair Ece Ayhan’ın Kınar Hanımın Denizleri ismini verdiği kitabında (1959) -ki bu kitap Ece Ayhan’ın ilk şiir kitabıdır- Kınar Hanım için yazdığı bir şiir bulunmaktadır.

 

Kınar Hanımın Denizleri

 

Bir çakıl taşları gülümseyişi ağlarmış karafaki rakısıyla

şimdi dipsiz kuyulara su olan kınar hanım’dan

düz saçlarıyla ne yapsın şehzadebaşı tiyatrolarında şapkalarını

tüketemezmiş hiç

 

İşte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş

ters yakılmış güldürmemek için serkldoryan sigaralarıyla

işte masallara da girermiş bir polis o zamanlardan beri sürme

kirpiklerini aralayarak insanları çocukların

 

Ve içinde birikmiş ut çalan kadın elleri olurmuş hep

gibi bir üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar

hanım’ın denizlerinden

 

1957