Loading...

“Bir kadın olarak sus!”mayan Halide Edip Adıvar


”Müslümanlar, Türkler, Müslüman ve Türk dünyası en siyah bir matemle dalgalanıyor. Bu günkü heyecanımız emin olunuz ki Müslüman alemini bir dalga gibi sarsıyor…” (Yücebaş 37) diye başlamıştı konuşmasına Halide Edip Adıvar.

22 Mayıs 1919’da, yağmurlu ve fırtınalı bir günde, Şehremaneti Daire’sinin balkonundan Halide Edip’in 20 bin kişilik kalabalığa seslendiğini biliyor muydunuz? Bu Halide Edip’in ilk ve son konuşması değildi. İzmir İşgali’ne karşı yapılan mitinglerden Fatih, Kadıköy, Üsküdar, Haydarpaşa ve Sultanahmet mitinglerinde de Halide Edip konuşmalar yaptı. Milli Mücadele tarihi açısından büyük önem taşıyan Sultanahmet mitinginde 200 bin kişinin karşısında yaptığı konuşmasıyla ”Sultanahmet mitinginin ateşli hatibi” (Çalışlar 21) olarak anıldı.

Ben ise bu durağı araştırmadan önce Halide Edip’i sadece (bir edebiyat öğrencisi olarak, lisansta okurken incelediğimiz) romanlarından tanıyordum, biliyordum. Ne politik kişiliğinden ne de mücadelelerinden haberim vardı. Size de bu yeni tanıştığım Halide Edip’ten bahsetmek istiyorum.

1882’de Fatma Berifem Hanım’ın ve Mehmet Edip Bey’in kızı olarak İstanbul’da dünyaya gelmiş Halide. Birçok kız çocuğunun eğitim göremediği dönemde Halide evde özel dersler almış ve eğitimini Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde tamamlayarak 1901 yılında buradan mezun olan ilk Müslüman öğrenci olmuş.

 

Halide Edip’in yazar olarak ilk sahneye çıkışı edebiyat sütunları hazırladığı Tanin gazetesiyle olmuş. 1908’den itibaren yazıları Tanin, Aşiyan, Hanımlara Mahsus Gazete, ve Resimli Kitap gibi bir çok gazetede de yer almış. Bu dönemde yazıları ve makaleleri ile yurtdışındaki yazarların da dikkatini çekmiş.

Bu dönemde Halide Edip’in İngiltere’deki feminist gruplarla iletişime geçtiğini ve İngiltere’deki Sufrajet topluluğundan esinlenerek 1908’de Teaal-i Nisvan Cemiyetini (Kadınların Durumunu Yükseltme Derneği) kurduğunu biliyor muydunuz? Dernek, kadın ve erkek arasında eşitliği savunmuş ve çok eşliliğe karşı mücadele yürütmüş.

Yazarlık serüveninin ilk yıllarında Halide Edip kişisel hayatında da zorluklar çekmiş ve eşi Salih Zeki Bey’in ikinci eş alma kararı karşısında 1910 senesinde boşanmaya karar vermiş. Anılarında bu yılları buhran dolu bir dönem olarak anlatır. (Edip 308-311) İpek Çalışlar Halide Edip’i Biyografisine Sığmayan Kadın olarak niteler ve karşımıza sadece Yeni Turan, Sinekli Bakkal, Ateşten Gömlek gibi romanlarından tanıdığımız yazar Halide’yi değil, aynı zamanda Tehcir nedeniyle Ermeniler’den özür dileyip İttihat ve Terakki’yi terk eden; kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanması için, herkesin emirlerine sorgusuz itaat ettiği Mustafa Kemal’e itiraz eden kadını; sürülmüş, linç edilmiş Halide Edip’i anlatır.

18 Mayıs 1909 günü Tanin‘de yayınladığı Ölenlerle Öldürülenler yazısında isyanını, üzüntüsünü şöyle ifade ediyor Halide Edip: (…) Türklüğün, bütün insaniyetin kızardığı bu baştan başa mezar olan Anadolu viranelerinin önünde, öldüren kısma mensup olmak yeis ve hicabıyla beraber ruhum sizin için bir ana elemi, bir ana ıztırab ve mahrumiyeti ile sızlıyor, inliyor!

Fakat şunu unutmamak gerekir ki, Halide Edip’in 1910’dan sonraki yazılarında bu isyandan ve üzüntüden hiç bir ize rastlanmaz. 1916’da ve 1917’de, Suriye valisi Cemal Paşa’nın eğitim programını hayata geçirmek göreviyle Suriye’ye giden Halide Edip, görev yaptığı okullar ve yetimhanelerde kimsesiz kalan Ermeni çocukların Müslümanlaştırılması ve Türkleştirilmesi süreçlerinde aktif rol alır.

1910’larda Halide Edip Türkçülük adı altında toplanan bir çevre ile iletişime geçmiş, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura ile faaliyetler yürütmüştür. 1912’de kurulan Türk Ocağı Cemiyeti’ne kabul edildiğinde ise bu cemiyetin ilk kadın üyesi olmuştur. Üyeliğinin hemen ardından Türk Yurdu isimli dergiyi yayımlamaya başlar. Türk Ocağı’ndaki aktif rolü Halide’yi Türk milliyetçiliğinin önde gelen isimlerinden biri yapmıştır. 1918 -19’da yaptığı, açık hava konuşmalarıyla ünlenir ve ulusal bağımsızlığın savunucusu olarak anılmaya başlar. Halide Edip, Mustafa Kemal’in de yanında birçok faaliyette bulunur, basın sözcülüğünü yapar ve Mustafa Kemal ve Yunus Nadi ile birlikte Anadolu Ajansı’nı kurar.

Halide Edip’in Türkiye’deki kadın hareketi içerisindeki önemli isimlerden biri olmuştur. İlk muhalefet partisinin genel sekreteri olan Halide Edip, kadınların seçme ve seçilme hakkı için kulis oluşturan kadın örgütünde üyelik yapmıştır.

Ancak burada birkaç noktanın öne çıkarılmasının ve bazı soruların sorulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Osmanlı dönemi feminist hareketi ve bu hareket içinde yer alan kadın isimlerinin yakın zamana kadar Türkiyeli feminist gruplar içinde bile konuşulmuyor iken, Halide Edip’in isminin bu kadar yaygın bilinmesi tesadüf olmasa gerek. Halide Edip’in bugün yaygın olarak tanınmasında ve hatırlanmasında Türk, Müslüman ve milliyetçi kimlikleri nasıl bir rol oynamış olabilir? Örneğin, aynı dönemin Ermeni feminist yazarı Zabel Yesayan uzun yıllar tamamen “unutulmuş”ken, Halide Edip’in en azından bazı yönleriyle bilinir olmasını neye bağlayabiliriz? Öte yandan başka sorular da sormamız iyi olur: Halide Edip’i neden bu kadar sığ tanıyoruz? Örneğin kadınların siyasal hakları için Cumhuriyet öncesi yaptığı çalışmalar, Cumhuriyet döneminde aktif üyesi olduğu Türk Kadın Birliği’nin seçme-seçilme hakkı ve diğer konulardaki etkin faaliyetleri neden tarih anlatılarımızda yok? Veya Halide Edip’in binlerce kişiye konuşmalar yaptığı Hindistan seyahatinden neden haberdar değiliz? Kuşkusuz, bu konuşmanın milliyetçi arkaplanını, belirli bir dönem kadın hareketinin Türk milliyetçiliği ve militarist devlet yapılanmasıyla yaptığı ittifakları irdelememiz, bugün bu ittifakın nerede durduğunu tartışmaya devam etmemiz de ayrıca önem taşıyor.

Kısacası, Halide Edip hakkında daha keşfedeceğimiz çok şey var gibi görünüyor.