Loading...

Gezi Parkı ve LGBTİ Hareketi


LGBTİ hakları ve LGBTİ hareketinin görünürlüğü açısından oldukça önemli olan Gezi Direnişi sonrasında, LGBTİ bireylerin hak mücadelesi birçok sivil toplum kuruluşu ve partinin gündemini oluşturmaya başlamıştır. Ancak birçoğumuzun da bildiği gibi, LGBTİ hareketi Gezi Direnişi ile başlamadı ve LGBTİ bireyler ilk defa bir araya gelerek hakları için mücadele etmiyordu.

Anlatılacak çok uzun bir tarih ve ele alınacak birçok önemli dönüm noktası var. Ancak kısa bir zamanımız olduğundan, içerisinde bulunduğumuz parkın LGBTİ hareketi açısından önemine ve parkın etrafını saran sistematik devlet şiddetine odaklanacağım.

LGBTİ hareketi ile Gezi Parkı’nın ilk ortaklığı 1987’de birkaç eşcinsel erkek ve trans kadının bir araya gelerek, parkın Tarlabaşı Bulvarı’na bakan merdivenlerinde polis şiddetine karşı açlık grevine başlamasıyla gerçekleşiyor.

1985 – 1990 yıllarında çoğunlukla Sormagir, Kazancı ve Pürtelaş sokaklarında yaşayan trans kadınlar, 1991 yılında Süleyman Ulusoy’un Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü, Ekipler Amirliği’ne getirilmesiyle yerlerinden edilmeye başlıyorlar. Bu dönemde, özellikle seks işçiliği yapan trans kadınların Taksim çevresinden uzaklaştırılması amacıyla yapılan operasyonlar ve gözaltında zorla saç kesme, soyma ve basın mensuplarına deşifre etme gibi sembolik işkence türleri ortaya çıkıyor. Elinizdeki haritada bulunan beşinci nokta hem bu uygulamaların gerçekleştiği, hem de Gezi Parkı direnişi sırasında polis müdahaleleri açısından önemli rol oynayan polis merkezini simgeliyor.

1996 yılına geldiğimizde yaklaşık beş yıldır “Temiz Cihangir” sloganıyla yerlerinden edilen trans kadınların büyük bir kısmının Ülker Sokak’ta yaşadığını görüyoruz. Alaaddin Yüksel’in İstanbul Emniyet Müdürlüğü yaptığı bu yıllarda da birçok Ülker Sokak sakini, sokağın defalarca yüzlerce polis tarafından basıldığını, evlerin kapılarının balyozla kırıldığını, telefon kablolarının kesildiğini, günlerce gözaltında tutularak işkenceden geçirildiklerini, yakalanmamak için evlerinin arka pencerelerinden yorganlarla arka sokaklara inerek kaçtıklarını anlatmaktadır.

Bu dönemde de ekipler amirliğindeki görevine devam eden Süleyman Ulusoy trans kadınlara yönelik olan ve daha sonrasında kendisine Hortum lakabını getirecek sistematik şiddet uygulamalarına devam ediyordu. Trans kadınlar geliştirdikleri komün yaşam, dayanışma ve direniş pratikleriyle bu uygulamalara karşı ses çıkarmaya çalışıyor ve yeni yeni ortaya çıkan LGBT hareketinin tohumlarını atıyorlardı. Ülker Sokak’ta transfobik polis şiddetine karşı uzun zaman direnen trans kadınlar, zaman içerisinde sayılarının hızla azalmasından dolayı sokağı terk ediyor ve farklı yaşam alanları yaratmaya çalışıyorlardı.

Bugün, LGBTİ hareketi oldukça organize bir şekilde dayanışma içerisinde büyüyor. 1993 yılında Lambdaistanbul’un kurulmasının ardından aynı yıl ilk Onur Yürüyüşü organize edildi ancak aktivistler polis tarafından engellendi. 10 yıl sonra, 2003’te ilk Onur Yürüyüşü gerçekleştiğinde yalnızca 50 katılımcısı vardı. Yıllar içerisinde gelişen örgütleşme ve dayanışmayla Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü, hareket içerisinde oldukça önemli bir noktaya geldi. Gezi Direnişi’nin harekete geçirici ve LGBTİ bireylerin ve LGBTİ insan hakları örgütlerinin direniş içerisinde aktif bir rol almasının dönüştürücü etkisi, 2013 yılında yapılan Onur Yürüyüşü’ne 100.000’den fazla insanın katılımıyla görünürlük kazandı. Onur Yürüyüşü’nün yanı sıra 2009’dan bu yana Trans Onur Yürüyüşü’nün de gerçekleştiriliyor olması, hareketin yıllar içerisinde nasıl evrildiğini gösteren önemli noktalardan bir tanesi.

Günümüzde, Dernek Sokak, Tarlabaşı’nda eşcinsel bireylerin ve özellikle trans kadınların yaşayabildiği tek sokak. Özellikle birçok trans kadının yaşadığı Tarlabaşı bölgesi 1980’lerde olduğu gibi yeniden “temizlendi” ve Tarlabaşı sakinleri şehir merkezinden püskürtüldü. Bulvar boyunca ilerlediğimizde bizleri değişimin “umutlu” yüzüyle karşılayan Tarlabaşı (7), uzunca bir dönem birçok grup için olduğu gibi LGBTİ bireyler için de önemli bir barınma alanı olmuştu. Ancak dönüşüm, değişim ve yenilikler çerçevesinde birçok grup gibi, özellikle trans kadınlar da Tarlabaşı’nın artık barındıramayacaklarından.

Trans kadınların ve diğer LGB bireylerin marjinalize edilerek yerlerinden edilmeleri ve bunun devlet tarafından planlı bir şekilde gerçekleştirilmesi, bizlere hak temelli çalışan birçok sivil toplum kuruluşunun gündeminde bulunan homofobik ve transfobik nefret cinayetlerini bir kez daha hatırlatıyor. Özellikle LGBTİ örgütlerinin büyük mücadelesine rağmen polisin ve yargı organlarının transfobik ve homofobik nefret suçlarına yönelik umursamaz tavrı hala devam etmektedir.

Bugün, Sormagir, Pürtelaş, Kazancı ve Ülker sokakta yaşananlardan sonra LGBTİ örgütleri (LAMBDA İstanbul – 14, İstanbul LGBTI Dayanışma Derneği – 11 ve SPOD – 12) ile çoğunlukla trans kadınların yaşadığı Bayram Sokak (10) ve Dernek Sokak (11) gibi alanlar LGBTİ mücadelesinde dayanışmanın sağlandığı alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hortum Süleyman’ın Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü Ekipler Amirliği’ndeki görevinden ayrıldıktan sonra ne yaptığını merak edenler haritalarındaki 13. noktada bulunan Balık Sokak’ı ziyaret edebilirler. Türkiye’deki cezasızlık sorununun sadece bir örneği olan Süleyman Ulusoy, yıllar önce hayatlarını hiçe saydığı birçok eşcinsel ve trans bireyin bugün de yaşadığı alanlara çok yakın olan bu sokakta, uzun yıllardır otopark işletmeciliği yapmaktadır.