Loading...

Gezi Parkı Direnişi’nde Kadınlar ve Türkiye’de Kadın Hareketi


Gezi Direnişi’nin başlangıcından itibaren “kırmızılı kadın”, “siyahlı kadın” örnekleriyle kadınlar, direnişin önemli sembollerinden biri oldu. Ancak yine de Gezi Direnişi içerisinde cinsiyetçi öğeler barındırıyordu. Buna karşı örgütlenen kadınlar parkın işgali sırasında mücadelelerini sürdürdüler.

4 Haziran’da, feminist gruplar bir araya gelerek park ve İstiklal Caddesi çevresine yazılmış cinsiyetçi küfürleri temizleyip ve cinsiyetçi olmayan sloganlar yazdılar. Örneğin bazı sloganlar ve duvar yazılarında bulunan AMK’yi, AŞK olarak değiştirdiler. Aynı dönemde İstiklal Caddesi’nde gerçekleştirdikleri eylemde “Küfürle değil, inatla isyan”, “Küfürler değil inatla diren” gibi sloganlar attılar.

Kabataş’ta başörtülü bir kadının taciz edildiği haberinin ardından, kadın grupları 7 Haziran’da bir araya gelip Kabataş’tan Gezi Parkı’na yürürken; “Küfürle değil, inatla diren”, “Ellerini bedenimden, başörtümden, kimliğimden çek” ve “geceleri de, sokakları da, meydanları da, camileri de istiyoruz.” gibi sloganlarla dayanışmalarını gösterdiler.

8 Haziran’da “küfür atölyesi” düzenleyen feminist gruplar burada cinsiyetçi olmayan alternatif küfürleri katılımcılarıyla paylaştılar.

13 Haziran’da İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu ve dönemin başbakanı Erdoğan’ın anneler için yaptığı “Çocuklarınızı Gezi’den çekin” açıklamasının ardından insan zinciri oluşturan kadınlar “Sevgili polis anneleri, çocuklarınızı parktan çekin.” yazılı bir pankart taşıdılar. Bu eylemle, devlet yetkililerinin onlara tahsis ettiği annelik rolüne farklı bir bakış açısı getiren kadınlar, direnişin bir parçası olduklarının altını çizmiş oldular.

Türkiye’deki kadın hareketi özellikle uluslararası medyada daha çok Gezi Parkı eylemleri sırasında görünür olmuş olsa da hareketin tarihi Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan birinci dalga hareketlerinde yer alan taleplere benzer şekilde Osmanlı vatandaşı ve Gayrimüslim kadınlar da bir araya gelerek eğitim ve çalışma hakları talepleri için mücadele etmişlerdir.

Bu dönemdeki kadın hareketi çoğunlukla kadın dergileri aracılığıyla örgütlenmiştir. Osmanlı dönemindeki kadın hareketinde öne çıkan Şair Nigar, Makbule Leman, Zabel Yesayan, Fatma Aliye ve Hayganuş Mark gibi figürler özellikle varlıklı ailelerden geliyorlardı. Türk Kadınlar Birliği’nin kurucusu Nezihe Muhiddin, Halide Edip ile birlikte Kadınlar Halk Fırkasını kurmuştur. Ancak Cumhuriyet ile kurulan yeni meclis, kadın hakları ile ilgili alınacak kararlara müdahale edebilecekleri gerekçesiyle başvurularını iptal etmiştir. Daha sonrasında Türk Kadınlar Birliği, ‘yeni milletin kurulmasında kadın ve erkek eşitliği sağlandığı için ayrı bir örgütlenmeye gerek olmamasından’ dolayı kapatılmıştır.

Türkiye’de hâlâ birçok kişi tarafından kadınların haklarının Mustafa Kemal ve Cumhuriyet tarafından ‘bahşedildiği’ düşünülmektedir. Bu düşüncenin temelini oluşturan ulus-devlet inşası ve bu inşa çerçevesinde oluşturulan söylemler, Osmanlı döneminde hakları için mücadele etmiş farklı dini ve etnik kimlik sahibi tüm kadınları sessizleştirmektedir.

1980 askeri darbesinin ardından kadınlar sokaklara dökülmüş ve Türkiye’deki ikinci dalga hareketi başlatmışlardır. Bu kapsamda ilk protesto Dayağa Karşı Kampanya başlığıyla 1987’de Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleşmiştir. Bu eylem aynı zamanda 1980 darbesinin ardından gerçekleştirilen yoğun katılımlı ilk eylemdir.

Yine aynı yıl yayınlanmaya başlayan Feminist dergisi ve kadınlar tarafından hazırlanan diğer birçok feminist yayın da Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi’ndeki kadın hareketlerinin geleneğini devam ettirmiştir.

Bugün, Türkiye’nin birçok şehrinde sivil toplum kuruluşu, bağımsız grup ve/veya yayınevi kurarak bir araya gelen birçok feminist ve kadın örgütü bulunmaktadır. Ev içi şiddet, kürtaj, tecavüz, cinsel taciz ve kadınların politik temsiliyeti konuları üzerine çalışan bu örgütler, yıllar içerisinde verdikleri mücadeleler sonucunda ceza hukuku ve medeni hukukta önemli değişiklikler sağlamışlardır.

Özellikle Kürt kadınlar Türk Silahlı Kuvvetleri ve Kürdistan İşçi Partisi arasındaki savaş sırasında şiddete maruz kalmışlardır. Bugünse Barış için Kadın Girişimi kadınları harekete geçirerek barış sürecindeki entegrasyonlarını sağlamak için mücadele etmektedir.

Günümüzde Taksim İstiklal Caddesi ve Kadıköy, kadınların bedenleri ve kimliklerine dair haklarını talep ettikleri ve bu haklara sahip çıktıları alanlar olmaya devam ediyor. Gezi direnişi sonrasında oluşturulan tek kadın grubu olan ve 1987’de ilk protestonun gerçekleştirildiği yerde, Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelen Kadın Forumu haftalık buluşmalarını hâlen sürdürüyor.

Hareket açısından en önemli olan iki tarih ise 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve tabii ki 8 Mart. Kadınlar her 8 Mart’ta gün içerisinde Kadıköy’de, daha sonrasında da gece yürüyüşü için Taksim’de eylemler gerçekleştiriyor, kamusal alandaki ve bedenleri üzerindeki haklarını gece veya gündüz fark etmeden talep etmeye devam ediyorlar.