Loading...

Deniz Kızı Eftalya Hanım (1891-1939)


Belki telaşla vapura yetişmeye çalışırken ya da rıhtımda bir gezinti yaparken bu binadan gelen nağmeleri duymuşsunuzdur. Vapur seslerine karışan bu nağmeler, İstanbul Devlet Konservatuarı’ndan gelir. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuvarı, 1917 yılında Melodiler/Nağmeler Evi anlamına gelen “Darül-Elhan” adıyla müzik öğretmeni yetiştirmek için kurulur. Darül-Elhan, Türk ve Batı Müziği konusunda, kadınlara ve erkeklere ayrı binalarda eğitim vermiş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk resmi müzik okuludur.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra Darül-Elhan, Belediye’ye bağlanarak yeniden yapılanmış ve yönetmeliği değiştirilerek Batı Müziği Bölümü eklenmiş ve batı türü bir konservatuvar olarak örgütlenerek “İstanbul Belediye Konservatuvarı” adını almıştır. Devir inkılaplar devridir. Osmanlı’ya ait her şeyden -müziği, kıyafeti, kanunu… – kurtulmaya çalışılıyordur. Şapkanın bile devrimi yapılırken, neden toplumun ‘milli duygularını’ oldukça etkileyen müziğin inkılabı yapılmasın diye düşünülmüş olacak ki, bir musiki inkılabı başlatılır. 1926 yılında “Maarif Vekâleti Sanayi-i Nefise Encümeni” yani “Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Komisyonu”, resmî belgelerde “alaturka” diye geçen Türk Müziği’nin eğitiminin yasaklanmasına karar verir. Karara göre, Dârül-Elhan’ın alaturka kısmı bir “icra heyeti” halini alacak, resmî şekilde alaturka öğretimi yapılmayacak, Dârülelhan’ın bünyesindeki bir komisyon da sadece ilmî çalışmalarda bulunacaktır. Bu kararla birlikte, yönetim ve öğretim programı tamamıyla değiştirilmiştir. 1976 yılında Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı kurulana dek bu yasak devam eder.

Eğitimi yasaklanmasına rağmen, kurulan icra heyeti Türk Klasik Müziği’nin ve Türk Halk Müziği’nin önemli eserlerini notalar ve kaydeder. Bu kurumda, plak okuyan ilk ve tek gayrimüslim sanatçı Deniz Kızı Eftalya olmuştur. Dönem, sultaniyegahtan milliyegaha geçildiği, Türkiye’nin ulus-devletleştiği ve modernleşmeye başladığı bir dönemdir. Plak şirketleri ticari kaygılar sebebiyle çoğunlukla Türk kökenli sanatçılarla çalışmayı tercih etmelerine rağmen, yıllar sonra bile şarkılarını hayranlıkla dinlediğimiz Deniz Kızı’ndan bu turda bahsetmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Gerçek ismi Atanasia Yeorgiadu olan Eftalya Hanım’ın beş yaşından beri taşıdığı, ona “asıl ismi gibi gelen” Deniz Kızı ismini almasının çok güzel bir hikayesi vardır. Bir Jandarma Yüzbaşısı olan babası Yorgaki Efendi müziksever bir adamdır. Evine gelen konukları için saz çalarken Eftalya da babasına güzel sesiyle eşlik eder. Mehtaplı yaz gecelerinde babasıyla birlikte Büyükdere’de sandal gezilerine çıkar, gece boyunca şarkılar söylerdi. Eftalya, kısa sürede Boğaziçi’nde sesiyle ünlenir. Geceleri sandallarının arkasına 20-30 sandal takılıp onu dinler. Fakat hiç kimse bu güzel sesin kime ait olduğunu bilmez. Sonrasında dinleyicileri bu gizemli kıza “Deniz Kızı” adını takar.

Bu isim ona öylesine yapışacaktır ki, Kıbrıs’ta çıktığı bir konserde dinleyiciler karşılarında “gerçek” bir deniz kızı göremeyince isyan ederek biletlerini geri vermeye çalışacaklardır.

Çocukluğundan beri herkesi sesiyle büyüleyen Deniz Kızı Eftalya Hanım, Sultan Abdülhamit döneminin son yıllarında Galata’daki çalgılı kahvelerde ilk kez sahneye çıkar. Sesi ve güzelliğiyle dikkat çekince daha sonraları gazino sahnelerinde, otel musiki meclislerinde şarkılar söyleyerek tanınan bir sanatçı olur. Bu sırada Kemani Sadi Bey ile tanışır. Çok mutlu, huzurlu ve sanat dolu bir evlilikleri olur. Beraber plaklar doldurur, konserlere çıkarlar. İlk plaklarını 1923-1926 yılları arasında Fransa’da Pathe şirketi adına kocası Kemanî Sadi Bey’le birlikte doldurur. O yıllarda Avrupa’da ve Ortadoğu’da konserler verir.

1927 yılında Darülelhan Columbia plak şirketiyle işbirliği yaparak, Anadolu’dan derlediği 100 kadar eserin plak kayıtlarını yapar. Ancak 100 eserden 56’sını Eftalya Hanım okumasına rağmen, plakların hiçbirine Eftalya adı yazılmaz, sadece “Soprano” olarak adı geçer. 1930-1933 yılları arasında çıkardığı plaklardan en az 11 tanesinde solist adı kullanılmadan sadece “Hanım” yazılır. Kimileri bu “sansür”ün plak şirketinin ticari kaygılarından kaynaklandığını, kimileriyse Eftalya Hanım’ın kendi isteğiyle dikkat çekmek istemediği için ismini gizlediğini söylemektedir. 1930’dan itibaren Columbia Plakları’nda ismi gizlenmeden, “Deniz Kızı Eftalya Sadi Hanım” olarak kullanılmaya başlanır. Denilene göre, Eftalya Hanım’ın isminin görünür hale gelmesinde Atatürk’ün kendisini dinlemesi ve sesini beğenmesi önemli bir rol oynar.

Musiki İnkılabı devam etmektedir. Önce tüm devlet okullarında Türk Klasik/Sanat müziği eğitimi yasaklanır, ardından da 1934 -1936 yılları arasında Türk Klasik/Sanat müziğinin radyolardan yayınlanması yasaklanır – İçişleri Bakanlığı kararıyla. Bu arada, Türk Halk müziği de, Şubat 1936’ya kadar, bu yasaktan payını almıştır. Bu dönemde Eftalya Hanım dönemin müzik tarzına uygun plaklar doldurur. Fakat o yıllarda, daha çok sahne çalışmalarına yöneldiği, plak çalışmalarını ikinci plana attığı görülür.

4 Ağustos 1936’da, Eftalya Hanım 45 yaşında iken, Şirket-i Hayriye (bugünkü Şehir Hatları) sanatçının onuruna bir Mehtabiye (Ay Işığı Gezisi) düzenler. Dört Şirket-i Hayriye vapuru süslenir ve bir sal üzerinde de Eftalya Hanım için gösterişli bir sahne hazırlanır. Deniz Kızı bir saz heyetiyle birlikte şarkılar türküler söylerken, bir yandan da, bir zeybek takımı zeybek havaları eşliğinde “Zeybekiko” oynar. Herkes için unutulmaz olan bu gece, Deniz Kızı Eftalya’nın hastalığının başlangıcıdır. Üç yıldan uzun bir süre kalbinden dolayı zor zamanlar geçirir ve 1939 yılında hayatını kaybeder.