Loading...

Afife Jale & Apollon Tiyatrosu


Bir kısmımızın Kadıköye gelip bir şeyler yapmak istediğinde arkadaşlarımıza buluşma noktası olarak verdiğimiz yerlerden birisi Rexx Sineması’nın önüdür. Bazılarımızı bir araya getiren yer ve bu buluşma noktamızın tarihini biraz inceleyip araştırmak istediğimizde görüyoruz ki burası aslında bizleri sinema, tiyatro ve birçok farklı açıdan da bir araya getiren bir nokta.

Biraz eskilerden başlayacak olursak, burası Kadıköy’ün en eski tiyatrosu olan Apollon Tiyatrosu’nun bulunduğu yer.

Apollon Tiyatrosu, 1873 yılında Kadıköy Rum Cemaati tarafından yaptırılır. 1960’lara kadar çok sayıda tiyatro oyununa ev sahipliği yapan tiyatro Yunanca kaynaklarda Kadıköy Tiyatrosu olarak isimlendirilirken Türkçe kaynaklarda Apollon Tiyatrosu olarak söylenmiş (Türker,2008). Bugünkü İstanbul Şehir Tiyatrolarının temelini oluşturan Darül Bedayi-i burada çeşitli oyunlar sergilemiş, tiyatronun önemli birçok ismi burada sahneye çıkmış (Giz, 1998).

Zaman ilerledikçe sinemanın hayatın içinde yer edinmeye başlamasıyla birlikte 1930 yılında Apollon Tiyatrosu artık Hale Sineması ismini almış, henüz elektriğin Anadolu yakasına gelmediği dönemlerde kendi elektriğini üreterek aynı anda hem sinemaseverlere hem de tiyatroseverlere hizmet vermiş. 1961 yılında ise yıkılarak yerine Reks sineması inşa edilmiş. (Daha sonra ismi değiştirilerek Rexx oldu.) Bugün Rexx sineması film festivali dönemlerinde birçok bağımsız filme ev sahipliği yapıyor ve Anadolu yakasında yaşayanların da bu filmlere ulaşabilmesi için ortam yaratıyor.

Buluşma noktamızın Apollon Tiyatrosu’dan Rexx Sineması’na doğru olan dönüşümünden bahsettikten sonra biraz da dönemin tiyatro hayatından ve bu mekanın aynı zamanda başka ne gibi konularda bizleri buluşturan bir nokta olduğundan bahsedelim.

Cumhuriyet ilan edilmeden önceki dönemde Müslüman kadınların sahneye çıkmasına izin verilmez, bu durum dini kurallara aykırı görülürmüş. Dolayısıyla o dönemde sahnelerde daha çok farklı Ermeni, Rum, Yahudi kadınlar rol alırlarmış. Sahneye çıkan Ermeni kadınlardan Eliza Binemeciyan ise Osmanlının en yetenekli ve en parlak oyuncularından olarak biri olarak nitelendirilirmiş. Rupen ve Agavni (Zabel) Binemeciyanın kızları olan Eliza’nın anne ve babası da kendisi gibi tiyatro oyuncusuymuş. Babası Rupen Binemeciyan 1912 yılında kendi tiyatrosunu kurduktan kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiş. Agavni Binemeciyan, (Haldun Taner Sahnesi’nin önündeyken de bahsettiğimiz) Kınar Hanımla da birlikte çalışarak 1915 yılında ölene kadar bu tiyatroyu sürdüren iki kadından biri olmuş. 1915 sonrası Eliza’nın kardeşi Onnik de Amerika’ya gitmiş ve kendisinden bir daha haber alınamamış.

Eliza, Tiyatro ortamında yetiştiği için daha 10 yaşındayken küçük kız ve oğlan çocuk rolleriyle sahneye çıkmaya başlar. Diğer Ermeni oyuncularının aksine Eliza Binemeciyan Türkçeyi çok düzgün konuşur, bu özelliği ile bilinirmiş, hatta bunun için dönemin önemli edebiyatçılarından (Halit Ziya Uşaklıgil ve İsmail Müştak Mayokan) Türkçe dersleri aldığı söylenir. Çeşitli sahnelerde ve topluluklarda yer alan Eliza, 1914 yılında Darülbedayi-i’nin yaptığı sınavı kazanır ve burada rol almaya başlar.

1920’li yıllarda sürekli Paris’e gidip gelen Eliza 1926 yılında birlikte oynadığı rol arkadaşının isteği üzerine tekrar Türkiye’ye dönerek birkaç oyunda sahne alır. Fakat uzun süre kalmadan Fransa’ya gider ve tekrar Türkiye’ye dönmez.

Sevdiği işi yaptığını ve beğenildiğini düşündüğümüz Eliza’nın, hayatının bu yıllarında neden ülkeden ayrılarak yurt dışına gitmeyi tercih ettiğini sorgulayıp araştırmaya çalıştığımızda ise maalesef kaynaklardan Eliza Binemeciyan’ın geri kalan hayatına ve kararlarına dair daha fazla bilgiye ulaşamıyoruz, bu merak da bir soru işareti olarak aklımızda yerini koruyor.

Eliza’nın 1962 yılında (Refik Ahmet Sevengil’e) yazmış olduğu mektuptaki şu sözleri ulaşabildiğimiz tek şey oluyor: “Bütün hayatım olan tiyatroyu bıraktığım için yaslıyım dersem çok az bir şey söylemiş olurum. Uzun bir süre bu ayrılığın acısını çektim. Beklenmedik birçok olaylarla karşılaşmasaydım sevgili vatanıma büyük sevinçle dönerdim.” (Sevengil, 1968).

Diğer bir yandan Eliza’nın bu gidişleri, sahnelerin yeni bir isim kazanması için bir alan açmış olur Afife.

Birinci dünya savaşının henüz bittiği dönemde beş Türk kızı Darülbedayi-i’ye alınmış, Müslüman kadınların sahneye çıkmalarının yasak olmasıyla bu durum çok tepki çekmişti. Sadece dersleri izleyip kadınlara oynanacak oyunlarda yer alacakları söylenerek Darülbedayi-i’de kalmaya devam etmişlerdi; bu kızlardan birisi de Afife idi.

Diğer arkadaşlarından üçü, nasıl olsa sahneye çıkamayacaklarını düşünerek Darülbedayi-i’den ayrılırlar fakat tiyatroyu kendisi için tek umut olarak gören Afife (Araz, 1992, s.12 ) bu tutkusundan vazgeçmez. Dönemin koşulları artık onu da zorlamaya başlayınca kısa süreliğine tiyatrodan ayrılır. 1920 yılında Eliza Binemeciyan’ın başrolünde olduğu “Yamalar” isimli oyun Eliza oyundan önce sebebini bilmediğimiz bir şekilde Paris’e gidince eksik kalır ve onun yerine oynaması için Afife davet edilir. Bu davetten çok mutlu olan Afife hemen bu daveti kabul ederek tiyatroya geri döner ve Jale takma ismini alarak bu rolü üstlenir (Giz, 1998).

Peki, bu zamana kadar anlattıklarımız ile şu an önünde bulunduğumuz Rexx Sinemasını durak olarak seçmemizin nasıl bir ilişkisi var?

Afife’nin “Yamalar” oyununda Jale adıyla ilk sahneye çıkışı işte burada, Apollon Tiyatrosu’nda gerçekleşiyor ve herkesin çok beğendiği oyunculuğu ile kendisini göstermiş oluyor. Sonrasında ise Afife Jale “Hayatımın en mesut gecesiydi…” diyerek o sahneye ilk çıktığı akşamdan bahseder. Bu tarihi an tiyatro tarihi kitaplarına, anlatılarına “Bir Türk, Müslüman kadının ilk kez sahne alışı” olarak geçer.

Fakat bu durumdan hiç hoşlanmayanlar, bir Müslüman kadının sahneye çıkışını kabullenemeyenler vardır. O kadar ki sonraki oyunlarında polisler Afife Jale’yi tutuklamak için tiyatroyu basarlar, ama bu yürekli kadın her seferinde bir yolunu bulup polisleri alt etmeyi başarır; bir defasında sahne altındaki yoldan kaçar, başka bir zaman da makine dairesinden kaçarak kurtulur Afife polislerden. Kınar Hanım da bu kaçışlarında ona yardım edenler arasındadır. Bu ilişkiyi, bir çeşit kadın dayanışması olarak okuyabiliriz. Din-milliyet ayrımlarının arka planda kaldığı bir tiyatrocu kadın dayanışması…

Kısacası, buluşma noktamız, farklı dinleri, milliyetleri, kadınları da bir araya getirmiş bir nokta.

Fakat bu dayanışma ve Afife’nin cesaretle sahne almaya devam etmesi bir yere kadar sürer. En sonunda Afife “Dinini, milletini unutan sen misin…” diye hırpalanarak sahneden uzakta bir yerde tutuklanır ve Darülbedayi-i’deki görevine son verilir. Babası da onu istemediği için Afife evine dönemez (Giz, 1998).

Bu tutkulu, istediği uğruna da inatla direnen kadının değeri yaşadığı dönemde bilindi mi? Maalesef hayır. Fakat günümüzde 1997 yılından bu yana her sene onun ismi ile verilen Afife Tiyatro Ödülleri var, biraz önceki durağımız olan Süreyya Operası’nda daha geçen yıl Afife isimli bir modern bale temsili oynandı, yaşadığı ilham verici hayat bu sefer bir bale çerçevesinde hatırlandı – ve sahnede hatırlandı (2015)! Bunların dışında Ortaköy’de bulunan Afife Jale Sahnesi, onun hakkında çekilmiş sinema filmleri ve belgeseller, ismi ile yazılmış tiyatro oyunları Afife’nin bir sanatçı olarak değerinin bir nebze olsun anlaşıldığını ve isminin yaşatılmaya çalışıldığını gösteriyor.