Loading...

24 Nisan 1915


Kim bilir kaç hikaye saklıyor Haydarpaşa Garı? Kaçını hatırlıyoruz, kaçını unuttuk? Belki bazılarını çok iyi biliyoruz da, orda yokmuşçasına “inkar” ediyoruz… Nahid Sırrı Örik’in dediği gibi, “eski medeniyetleri tahrip ederek” oluşturulan bir “medeniyet”te yaşıyoruz. Bu tahribat, yalnızca mekansal bir tahribatmış gibi görünse de aslında hafızalarımızdaki bir yıkıntıya da karşılık geliyor.

Haydarpaşa’da seferlerin durdurulmasından sonra, trenlerin tekrar kalkması için birçok eylem düzenlendi. Ve sonunda bu eylemler karşılığını buldu. Haydarpaşa’nın gar olarak kalmasına ve tekrar trenlerin gara geri dönmesine karar verildi.[i] Fakat bazı trenlerin kalkmasını hiç istemezsiniz. İçinde korku ve bilinmezlik taşır bu trenler ve bir katliama doğru yol alırlar.

Bu trenlerden biri, bundan 100 yıl önce, 24 Nisan 1915 tarihinde Haydarpaşa’dan Ayaş ve Çankırı’ya, “ölüm kamplarına” doğru ilk seferini yaptı. Bu trende içinde Ermeni siyasetçi, toplum lideri ve entelektüellerin bulunduğu kimi tanıklara göre 600, resmi kaynaklara göre 235 kişilik bir kafile vardı. Ermeni soykırımının başlangıcı kabul edilen bu tarihten sonra, İttihat ve Terakki yönetimindeki Osmanlı Devleti’nin 27 Mayıs 1915’te çıkardığı “geçici” kanunla “Tehcir” resmîleşti. “Çok sayıda insanın tasfiyesinin ve akabinde Osmanlı topraklarındaki bütün bir halkın sürgünü ve katlinin ardından, 24 Nisan 1915, Ermeni Soykırımı’nı anma gününe dönüştü.”[ii]

Geçen yıl, İpek Duben’in hazırladığı “Onlar” isimli bir sergiye gittim. İsminden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’deki “ötekiler”in kendi hikayelerini anlattığı video enstalasyonlarından oluşuyordu sergi. Videolardan birinde genç Ermeni bir kadın, ninesinin, dedesinin köylerinden sürgün edilmesinden başlayarak kendi hikayesini anlatıyordu. Bunları anlatırken ara ara ağlıyor, kendi yaşadığı dönemde yaşadığı ayrımcılıklara geldiğinde sesi daha da kısılıyor, umutsuzluğu artıyordu. Videonun sonlarında “Gezi direnişinde ben de vardım, umudum vardı birlikte yaşayacağımıza dair, ama sokaklarda polisler Ermeni piçleri diye bağırıyordu bize. Bu şekilde nasıl birlikte yaşanabilir?” dedi. Bu turda cins adımlar atıyoruz. Sizlere bu trenlerde gönderilen bir kadının hikayesini anlatmamı beklerdiniz belki de benden. Ama benim anladığım o ki, buradan kalkan trenlerde bir kadın olmasa bile -ki benim hikayesine ulaşamadığım kadınlar mutlaka olmuştur-, bu trenle başlayan katliamlar, sürgünler sadece bir nesli değil, soykırımdan sonraki nesillerin hepsini (kadın, erkek, trans) etkilemiş; anlattığım örnekteki gibi Ermenilere yönelik devlet şiddeti devam etmiş ve Ermenilerin şu an yaşadığı döneme dair birlikte yaşama umudunu yitirmesine sebep olmuş. Bu durağı da, hikayesi içime işleyen ama ismini bilmediğim o genç kadın için anlatmak istedim. Belki “bugün”e bir umut tohumu serpebiliriz diye.

Bu umudu çoğaltmak için, 2010 yılından bu yana Haydarpaşa Garı önünde soykırım anması yapılmaktadır. Eşzamanlı olarak Ermeni aydınlarının tutuklanarak getirildikleri cezaevi binası olan Sultanahmet’teki Türk ve İslam Eserleri Müzesi de anma mekanlarından biri haline gelmiş durumda. 2015’te, yani soykırımın 100.yılında Sultanahmet’ten Haydarpaşa Garı önüne geçen anma heyeti “Tanı. Af Dile. Tazmin Et” taleplerini dile getirdi. Ardından da Taksim’deki sessiz anma törenine doğru yol aldılar.

Kadıköy Yüzleşme Atölyesi isimli bir grup da, 2015 yılındaki bu anmadan önce, “Komşularımız terzi Eleni, bakkal Agop neredeler? 1915 geçmiş ise, neden Hrant’lar, Sevag’lar, Maritsa’lar hala öldürülüyor?” sorularını sormak, sessiz kalarak suça iştirak etmemek, yüzleşmek için bir forum düzenlediler.

[i] http://www.radikal.com.tr/turkiye/tren-haydarpasa-garina-geri-donuyor-1495324/

[ii] http://www.agos.com.tr/tr/yazi/1541/24-nisan-1915te-ne-oldu